İÇSEL BİR KARMAŞANIN PROJEKSİYONU 1996 - Bölüm #01
- ozkantong
- 28 Ara 2021
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 1 Oca 2022
Yazar: A. Özkan Tonğ
Yıl: 1996

“Psikonevrozlar, çocukluk döneminde yaşanan deneyimlerin izlerini taşırlar. Bu izler terapi ve testlerde bir çeşit projeksiyon yoluyla ortaya çıkarılırlar” – Çocuklar Ağlamasın - Suna Tanaltay
…gözler görmedi, kulaklar duymadı… Yalancı şahitler vardı etrafta. Ancak güneş ışığının tek pencereden son hızla girerek alaca aydınlık yaratabildiği çapraz koridorlarda dengemi kaybederek yürüdüğüm sırada da haykırmam bir şey ifade etmiyordu hâkimlere; bir kere kolumdan tutmuşlar götürüyorlardı beni karanlığın koynuna istemesem de, akıllarınca gerçeği göstereceklerdi bana, “sevgi vardır” dedim diye…
Onlara göre yok. Ama neden? Nedir bu hayâsız aldatma. Biliyorum, biliyorlar ama görmüyorlar, yokmuş gibi davranıyorlar, başaramamaktan korkuyorlar, onlara kaçmak daha kolay geliyor, dürüstçe savaşıp “yenildim” diyebilmektense.
Karanlığa… Gömülüyorum… Kör gerçeklerin gözbebeğinde… Yeniliyorum…
҉
Bu bir kâbustu ve ben de uyandığımda buna pek sevinmiştim. Fakat çok geçmedi ki içime bir kuşku sindi, kahvaltıda çayımı karıştırıp bardağın sıcak camını dudağıma yerleştirip çenemin elimle aynı sıcaklığa ulaştığını hissettiğim sırada… Sanki gerçekten bir karanlığa gömülmüş, sevginin varlığına inanmıyor gibiydim. Aslında her bir yazımda betimlediklerim birer fantezi değil miydi? Hangi şiirimde gerçek sevgiyi çizmiştim ki?
Doğru. Gerçek sevgiyi değil, düşlediğim sevgiyi yazmıştım hep. Bir gün çok zengin biri olmayı da düşleriz ama bu gerçek değildir. Sevgi de böyle mi acaba? Bu kuşkuyu soruşturmam lâzımdı…
Fazla olmadı ki kuşku aklımı karıştırmaya, beynimi bulandırmaya başladı. O sırada ben çoktan gri kumaş pantolonumun üstüne, lacivert-süt beyazı, V yakalı kazağımın altından gözüken mavi gömleğimi iki yakasını birleştiren kareli turuncu kravatımla birlikte giyinmiş, üşümemek için kalın bir pardösü almış ve kafama fötr şapkamı takarak ısırıcı soğuğa karşı bütün önlemleri aldım inancıyla öğlene doğru kendimi sokağa atmıştım.
Belli bir amacım yoktu. Aslında sevgiyi nerede arayacağımı da bilmiyordum. Nasıl arayacağımı, bulduğumda nasıl anlayacağımı da bilmiyordum. Fakat ayaklarım beni bir yerlere götürüyordu işte. Belki de rüzgârdı arakamdaki. Ama eminim ki Suadiye’de sahil yolu ve Bağdat Caddesi arasında gizli bir ara sokaktaki evimden keskin soğuğa rağmen bilinçsiz adımlarla çıktığım, normalde beni hep iş yerime götüren bu sâdık yol, bu sefer beni şimdiye kadar tatmadığım olaylara, duygulara, şimdiye kadar şahit olmadığım birikimlere, eski tanışlara, yeni insanlara, farklı bir âleme götürecekti. Belki de yol sadâkatini gösterecek, sokağın sonunda her şeyi unutup vazgeçecektim. Yol, 10 yıldır aynı yoldu. Fakat farklı olan bendim…









Yorumlar