İÇSEL BİR KARMAŞANIN PROJEKSİYONU 1996 - Bölüm #04
- ozkantong
- 21 Nis 2022
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 4 May 2022
Yazar: A. Özkan Tonğ
Yıl: 1996
҉
Resmi anlatmak, resmi çizmekten daha kolaydır. Ama anlatılan resmi, tuvallere nakletmek daha zor olmalı.
Bu dünyanın dışında başka bir dünya var. Biliyorum. O dünyaya da ulaşmak istiyorum. Ama kendi dünyamı yıkarak değil, onu genişleterek…
Bazen çok durgun anlar olur denizlerimde. Korkarım bir tayfun gelir diye. Vazolardan boyalı sular sızarak resmeder ahengini bu fesat dünyanın…
҉
Karanlık odada açık unuttuğum, rüzgarın zorlamasıyla ardına dek açılmış pencerenin önünde hayaletler gibi dans eden perde insanın tüylerini diken diken yapıyordu. Derhal pencereyi kapattım. Yağmur kokusu odanın içini kaplamıştı. Uzun fırçayı sapından ters tutup sigortaları açtım. Florasan nazlı nazlı yanmaya başladığında fişe taktığım elektrikli soba da cızırdayarak kızıl rengini arkasındaki metal plakadan yansıtmaya başlamıştı………… Yığıldığımda döner koltukta hiçbir şey düşünmemeye çalışarak uzunca derin sessizlikte oturdum.

Ne yapıyordum burada!? Burası benim iş yerimdi ve duvarlar bana karmaşaların bilmediğim operalarını okuyorlardı. Sessizlik karmaşası... Sessizlik... Derinden… Bu kadar, bu kadar yoğunu yoktu şimdiye kadar evrende. Olduğum yerde mıhlanalı çok geçmeden fal taşı gibi açılmış gözlerimin yanından, üstünden, içinden terler akmaya başlamıştı ve beynimden geçtiğini parmak uçlarıma kadar hissettiğim bir elektrik akımı, ağır kütlemle sızıdan kasılıp koltuktan dizlerim üstüne düşmem, bir elimle doğrulmaya çalışırken, diğer elimle dayanamadığım acıyı bastırmak için başımdaki saçları kavrayıp çekmeme sebep olmuştu. Evrendeki sonsuzlukta yankılanan bir garip armoniler ve kromatik gamda inen fagot ve flüt sesleri kullanmayı bilmeyen sahipsiz ellerle rastgele çalınarak rahatsız edilen harp ve Beethoven’nın 9ncu senfonisini çalan klavsen sesleriyle birleşerek beynimin içindeki abisisin içine akan ses girdabı içinde ruhumun bilinmeyen derinliklerine doğru hızla gidiyordu.
“Abü… abü… Araba aşaada, eyi misin sen?”
Bu bir kâbus muydu yoksa halüsinasyon mu? Belki burada istenmiyordum. Onları uykularından uyandırmamalıydım. Nesneler benimle barışık değillerdi. Öznelerse hiç. Yine bir hayal peşinde miydim? Gerçek Sevgi burada olamazdı. Belli…
Aynı taksiyle bu sefer ön koltukta, Şişli… Osman bey… Harbiye’den geçtiğimizi gözümle görerek değil, zihnen hissederek algılıyordum. Gözlerim kapalı, İstanbul’u dinliyordum. Kelimeler artık tükenmişti, sesler gibi…
Bir başka deyişi kalabalıktan kaçmak olan, kimsenin kullanmadığı bir ara sokaktan gitme isteğimi gidermek için gideceğim yerden çok çok önce karanlığın birbirine yakın, kendisinden bile nefret eden huysuz iki komşuya benzeyen ve yeni tıraş olmuş seksenlik suskun yaşlı adamların yüzünü hatırlatan bina cephelerinden sekerek yansıdığı, bitiminden sağa ve sola devam eden başka bir sokağın bir önceki köşe başında kalan gece lambasının bir gün bir hırsız yakalayıp mükâfatlandırılıp kahraman ilan edileceğini uman bir gece bekçisi dinçliğinde, yolun sonuna vardığımda beni ünlü bürokratlar gibi karşılayacak olan oyuncak dükkanının sahibinin gece eğlencesi için terk ettiği hüzünlü vitrinin ardında yaklaştıkça ayrıntıları ve vahşiliği daha çok beliren oyuncakları aydınlattığı ve bayat karanlığın onu gizlemesine rağmen yine de duvar diplerine sürünerek bir amacı olmadan ya da amaçlarını hiçbir zaman anlayamadığımız lağım farelerinin işten gelen babasına basit bir olayı önemliymiş gibi anlatarak yine de her zamanki umarsız “peki” cevabını almak için sabırla ve umutla çabalayan bir çocuk gibi kıkırdamalarının dinlenen sessizliği tamamladığı ve bu farelerin şuursuzca ölüm korkusunun ya da farelik içgüdüsünün verdiği hızla, Eilzug (hızlı tren) gibi gittiği sırada çarptığı kola ve bira kutuları, çıkardığı sesle birlikte yuvarlanarak başka bir fareye veya yağmur oluklarının eğilen bir zürafa gibi yere değen boyunlarına veya benim ayağıma çarpıp yine başka bir yere yahut eski yerlerine giderken benim de benzer bir şuursuzlukla dudağımın derisini sıyırırken açılan yerden akan kanı büyük bir zevkle emdiğimi fark ettiğimde duyduğum şokun algılamamı engelleyemediği garip bir tesadüfle oyuncakçı dükkanının hem sağına hem soluna aynı tarihlerde yeni açılmış, vitrinlerdeki mankenleri henüz çıplak olan iki kürkçü dükkanının verdiği mesajın ne uzaktan ne yakından anlaşılamadığı bir sokakta bir parça huzur ve rahatlama bulmuştum… Bir parça huzur ve rahatlama…
҉









Yorumlar